GEL SEN NE ÇEKTİĞİMİ BİR DE BANA SOR

hamile kalmadan önce, kilo vermeye karar vermiştim. hesapta kiloları verecem, sonra da hamile kalıp geri alıcam sdkjfnf. çünkü şüşkoyum ve daha fazla kilolanmak istemiyorum. tabii evdeki hesap çarşıya uymayıp, ilk diyetisyen randevuma hamile gidince işler biraz karıştı. sağlıklı beslenin, diyip çıktılar işin içinden. çogzel. e ben bilmiyo muyum, sağlıklı beslencez tabi.

içerideki minik susam tanesi kalp atışlarını bize gösterdiğinde altı haftalık hamileydim. o gün elime bir "annelik cüzdanı" verdiler. almanya'da te 50'lerden beri verilen bu cüzdana tüm kontroller, aşılar, kan değerleri falan işleniyor ve yanından ayırmamanı sıkı sıkı tembihliyorlar. nüfus cüzdanı gibi taşınıyor mübarek. "sağda solda düşersiniz, gerekli olur" diyorlar. haklılar da.
o haftalarda okuldan ya da işten geldiğimde hemen uyumak istiyorum. gerçi istekten de ziyade, bakıyorum kanepede uyuyakalmışım bile. şüşkoyum, hamileyim ve bir de aşırı derecede yorgunum. nasıl verilecek o kilolar? hamilelik imdadıma yetişiyor ve beşinci ayın sonunda on kilo vermiş oluyorum. nasıl mı? çok kolay canım. YEDİĞİM HER ŞEYİ AMA HER ŞEYİ KUSARAK.

annem ve eşimin annesi hep nasıl rahat hamilelikler geçirdiklerini anlatmışlardı. güle oynaya doğuran insanlar bunlar! ben de tabii eğer genetikse bu iş, cepte diyordum ki annemin beş tane daha kız kardeşi olduğunu, bunlardan tekinin bile rahat bir hamilelik geçirmediğini hesap etmediğim ortaya çıktı. yanlış hesap bağdat'tan döner. çok fena döndü. midemden bahsediyorum. noel yaklaştığında her akşam altıdan sonra ciddi mide bulantılarıyla baş etmeye başlamıştım. henüz daha kusmuyordum, ama geceler aşırı rahatsız ediciydi. yaklaşık 30 yıldır tek başına misler gibi yaşıyan bedenim, içinde büyüyen susam tanesini tehdit olarak görmüş ki, kendisine karşı koymak için ne var ne yok ortaya koyuyordu. bir akşam, arkadaşlarımla çıktığım noel kermesi gezisinden dönerken siftahı açtım ve evimizin yakınındaki durağa (allahtan durağın içine değil de, cadde tarafına) kermeste yediğim leh mantısını kustum. detay veriyorum, çünkü bu blogu okuyorsanız ya hamile kaldınız ya kalmak istiyorsunuz ya da eşiniz hamile yahut da zaten hamilelik ilginizi çekiyor. o tontiş ve sevimli göbeklere aldanmayın, çünkü hardcore hamilelik tam da burda! ışıkları geçip bir posta da oraya kusunca, eve 200 metre olmasına rağmen dizlerimin bağı çözüldüğü için marco'yu aradım ve sarhoş olduğumu sanarak beni umursamayan insanlara köpek yavrusu gözlerle baktım. o günden yaklaşık bir hafta sonra noel için evine geldiğimiz kaynanamın banyosuna boydan boya kusarak, excorcist'in dehşet sahnelerinden birini kendi çapımda yeniden çektim. aramızdaki en büyük fark, oradaki kadın gülüyorken ben hüngür hüngür ağlıyordum, çünkü batırdığım banyoyu temizleyecek zerre gücüm yoktu. oradan dönüşte, kocam kusmam için salona kova yetiştirirken salonumuzun yarısına kustum ve artık öyle şiddetli öğürmeye başlamıştım ki altıma işedim! aralık ayından mart ayının ortasına kadar günde herhalde bir 15-20 kere kustum. su içtiğimde bile kusuyordum. işten hastalık sebepleriye izine ayrıldım, derslerimi yarıda bıraktım, iki kere hastaneye yattım ve sonra doğru anneme taşındım. insanın annesi olması dünyanın en büyük nimeti! annesi aramızdan ayrılmış arkadaşlarımı sımsıkı kucaklıyorum bu noktada. marco her akşam anneme beni görmeye geliyordu ve geldiği saatlerde ben ölü gibi yatıyor oluyordum. haftasonlarını iple çekiyordum kocamla hiç değilse sabah iki kelam edebilmek için.

neyse ki uzun kış bitti ve bahar geldi. bahar hakikaten anlamına yaraşır şekilde geldi diyordum ki kontrollerde hamilelik şekerim olduğu ortaya çıktı. son haftalarda karpal tünel ile altın vuruşu da yapmıştım. haziran ayında artık geceleri yatamaz, gündüzleri sıcaktan oturamaz, sabahları da uyuşmuş parmaklarla hiçbir şey tutamaz olmuştum. e bi zahmet artık doğuraydım da kurtulaydım şu eziyetten! 

Kommentare

Beliebte Posts